Bir İlişkide Nasıl Davranıyoruz?
İnsan ilişkilerini değerlendirirken kendimize sıkça şu soruyu soruyoruz: “Bu insan bana nasıl hissettiriyor?” Yanında kendimi değerli hissediyor muyum? Huzurlu muyum? Görüldüğümü, anlaşıldığımı hissediyor muyum? Beni yoruyor mu, tüketiyor mu, iyi geliyor mu?
Bunlar elbette önemsiz sorular değil. Bir ilişkinin bize nasıl hissettirdiği, sınırlarımızı ve ihtiyaçlarımızı fark etmemiz açısından oldukça değerli. Fakat yalnızca bu soruya odaklandığımızda, ilişkilerin başka bir tarafı giderek görünmez hale gelebiliyor: “Ben bu insana nasıl davranıyorum?”
Son yıllarda ilişkileri değerlendirirken kişinin kendi deneyimini merkeze alan bir dilin giderek güçlendiğini görüyoruz. “Bana iyi gelmiyorsa hayatımdan çıkarırım”, “Enerjimi düşüren insanları istemiyorum”, “Beni kötü hissettiren hiç kimseyi hayatımda tutmak zorunda değilim.” Bu cümlelerin önemli bir doğruluk payı var. İnsan, kendisine zarar veren ilişkilerde kalmak zorunda değil. Fakat bir noktadan sonra ilişkiyi yalnızca kişinin kendi duygusal konforu üzerinden değerlendirmeye başladığımızda, ilişki karşılıklılığını kaybedebiliyor.
Çünkü bir ilişkinin içinde yalnızca bize ne yapıldığı değil, bizim ne yaptığımız da var.
Ben karşımda incindiğimi hissettiğimde nasıl davranıyorum? Öfkelendiğimde karşımdakini cezalandırıyor muyum? Kırıldığımda konuşmak yerine geri çekilip diğer kişinin beni anlamasını mı bekliyorum? Haklı olduğumu düşündüğümde karşımdakinin duygularını geçersiz mi kılıyorum? Benden bir şey istendiğinde sınır koymak yerine biriktirip sonra öfkeyle mi karşılık veriyorum? Karşımdaki insanın ihtiyaçlarını gerçekten merak ediyor muyum, yoksa yalnızca benim ihtiyaçlarım karşılanmadığında mı ilişkinin niteliği üzerine düşünüyorum?
Bunlar daha rahatsız edici sorular. Çünkü “Bu insan bana ne hissettiriyor?” sorusunun cevabını bulmak çoğu zaman daha kolaydır. Karşımızdaki kişinin davranışlarını değerlendirebilir, onun hatalarını sıralayabilir, ilişkinin bize iyi gelip gelmediğine karar verebiliriz. Fakat “Ben bu ilişkinin içinde nasıl biriyim?” sorusu insanı kendi payıyla karşılaştırır.
Ayrıca ilişkilerde yaşadığımız her olumsuz duygunun kaynağı da karşıdaki insan değildir. Bazen karşımızdaki kişi gerçekten bizi kırmıştır; bazen ise onun yaptığı bir şey, bizim geçmiş deneyimlerimiz, beklentilerimiz veya hassasiyetlerimiz nedeniyle olduğundan daha büyük bir anlam kazanmıştır. Bu ayrımı yapabilmek için yalnızca karşı tarafın davranışını değil, kendi tepkimizi de incelemek gerekir.
Burada önemli olan, kişinin kendisini suçlaması değildir. İlişkisel sorumluluk ile suçluluk aynı şey değildir. “Ben de bu ilişkide bir paya sahibim” diyebilmek, “Her şey benim hatam” demek değildir. Tam tersine, kişinin kendi payını görebilmesi ilişkide gerçek bir özne olabilmesinin koşullarından biridir.
Çünkü yalnızca “Bana bunu nasıl yapabildi?” diye sorduğumuzda karşı tarafın davranışına odaklanırız. “Ben buna nasıl karşılık verdim?” diye sorduğumuzda ise kendi davranışımızı düşünmeye başlarız. “Ben neden böyle davrandım?” sorusu ise bizi daha derine götürür. Burada ihtiyaçlarımız, korkularımız, beklentilerimiz, bağlanma biçimlerimiz ve öğrendiğimiz ilişki kalıpları görünür hale gelebilir.
Belki de sağlıklı ilişkiler, sürekli olarak “Bana iyi geliyor mu?” diye kontrol ettiğimiz ilişkiler değildir. Daha çok, “Burada birbirimize nasıl davranıyoruz?” sorusunu da sorabildiğimiz ilişkilerdir.
Çünkü bir insan bize çok iyi hissettirebilir ve yine de biz ona iyi davranmıyor olabiliriz. Bir ilişki bizi çok mutlu edebilir ama içinde karşı tarafın sınırlarını ihlal ediyor olabiliriz. Ya da tam tersine, bir insan zaman zaman bizi hayal kırıklığına uğratabilir; fakat bu, onunla kurduğumuz ilişkinin bütünüyle kötü olduğu anlamına gelmeyebilir. Yakınlık zaten iki kusursuz insanın birbirini hiç incitmemesi değil, ortaya çıkan incinmeler karşısında nasıl davrandıklarıyla ilgilidir.
Bu nedenle ilişkiler hakkında düşünürken iki soruyu birlikte tutabilmek önemlidir: “Bu ilişki bana ne yapıyor?” ve “Ben bu ilişkinin içinde ne yapıyorum?”İlk soru sınırlarımızı korur. İkinci soru ise sorumluluğumuzu.
Belki de yetişkin ilişkilerinin en zor taraflarından biri tam da budur: Kendimizi yalnızca başkasının bize yaptıkları üzerinden tanımlamamak. Bazen kırılan taraf, bazen kıran taraf, bazen uzaklaşan, bazen ısrar eden, bazen anlayış bekleyen, bazen de anlayış göstermekte zorlanan kişi olduğumuzu kabul edebilmek. Kendimize yalnızca “Ben bu ilişkide nasıl hissediyorum?” diye değil, “Karşımdaki insan benimle birlikteyken kendisini nasıl hissediyor?” diye de sorabilmek. Çünkü ilişki yalnızca bize dokunan bir şey değildir. Biz de ilişkinin kendisiyiz.