Seans odasında fantezilerle çalışmak
Seans odasının kapısı kapandığında içeride yalnızca iki kişi bulunmaz. Danışanın ilişkileri, korkuları, arzuları ve hayal kırıklıkları da odaya eşlik eder. Dış dünyanın somut gerçekliği geri çekilir; yerini ruhsal gerçeklik alır. Bu ruhsal alanın en görünür taşıyıcısı ise fantezidir. Sigmund Freud’un işaret ettiği gibi fantezi, bastırılmış arzunun sahnesidir. Bilinçdışı arzu, yasaklar ve suçluluk nedeniyle doğrudan tatmin edilemez bu nedenle zihin ara bir alan kurar. Tam da bu noktada fantezi; arzunun sansürden geçerek temsil edildiği, saklandığı ve kendine sahne bulduğu bir alan olarak devreye girer. Bu yüzden fantezi gerçeğin karşıtı değildir; öznenin dünyayı, kendisini ve “ötekini” kurma biçimidir. Kişi hayatını yaşar, ancak arzuyu, korkuyu ve çatışmayı çoğu zaman farkında olmadan fanteziler üzerinden organize eder.
Psikanalitik bir yönelimle fanteziyle çalışmak, anlatılan hikayenin doğruluğunu sınamak anlamına gelmez. Asıl mesele, o hikayenin hangi arzuya ve hangi kaygıya yaslandığını duymaktır. Örneğin tekrarlayan bir “terk edilme” senaryosu yalnızca geçmiş bir olayın izi olmayabilir; sevgi ile yıkıcılığın birlikte var olduğu ambivalansın da işareti olabilir. Bu noktada fantezi artık sadece anlatılan bir içerik olmaktan çıkar; ilişkisel bir deneyime dönüşür. Ya da danışan terapisti kimi zaman cezalandırıcı bir otoriteyi, kimi zaman kayıp bir sevgi nesnesini temsil eden bir figüre dönüştürebilir. Melanie Klein’ın tarif ettiği “iyi” ve “kötü” içsel nesneler seans odasında canlanır ve terapist bu imgelerle giydirilir. Böylece fantezi, geçmişe ait bir anı olmaktan çıkar ve aktarım aracılığıyla o anda yaşanan bir gerçeklik haline gelir. Bu noktada terapistin rolü pasif bir dinleyicilik değildir. Seans sırasında zihne düşen kopuk imgeler, anlamsız gibi görünen çağrışımlar ya da bedensel duyumlar, danışanın ruhsal malzemesinin yansımaları olabilir. Terapistin zihni bir alıcıya dönüşür; fantezinin kelimelere dökülmemiş parçalarını tutmaya başlar. Tam da burada Donald Winnicott’ın geçişsel alan kavramı anlam kazanır. Seans odası, fantezinin ne mutlak gerçek ne de basit bir yanılsama olduğu; üzerine düşünmenin, oynamanın ve simgeleştirmenin mümkün olduğu bir alandır. Terapistin bu alanı aceleyle yorumlayıp “bozması”, savunmanın çökmesine ve kaygının ham hâliyle odaya dolmasına neden olabilir.
Bu nedenle terapötik hedef fanteziyi ortadan kaldırmak değildir. Yapılan çalışma bir “gerçeklik testi” değil; öznenin kendi ruhsal tasarımını tanıma sürecidir. Kendi hikayesinin nasıl kurulduğunu, hangi boşlukları kapatmaya çalıştığını ve nerede tekrar ettiğini fark edebildiği ölçüde, o hikayeyi daha özgür bir yerden yeniden yazma imkanı doğar.
Kaynakça
- Freud, S. (2021).Cinsellik Üzerine. (Çev. A. Avni Öneş). İstanbul: Say Yayınları.
- Klein, M. (2020).Haset ve Şükran. (Çev. O. Koçak ve Y. Erten). İstanbul: Metis Yayınları.
- Segal, H. (2023).Melanie Klein’ın Çalışmasına Giriş. (Çev. M. Sivri). İstanbul: İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları.
- Winnicott, D. W. (2019).Oyun ve Gerçeklik. (Çev. T. Birkan). İstanbul: Metis Yayınları.
- Winnicott, D. W. (2011).Psikanaliz Yazıları (Bağlam Kitap Dizisi 23). İstanbul: Bağlam Yayınları.
- Winnicott, D. W. (2011).Psikanaliz Yazıları (Bağlam Kitap Dizisi 23). İstanbul: Bağlam Yayınları.
- Görsel kaynağı: Google tarafından Gemini aracılığıyla oluşturulmuştur.