Tedbir mi yoksa kontrol mü?
İnsan zihni doğası gereği belirsizlikten pek hoşlanmaz; bir durumun nasıl sonuçlanacağını bilmediğimizde içimizde filizlenen o huzursuzluk, zihni hemen bir çözüm üretmeye zorlar. Bu noktada başvurduğumuz en yaygın yöntem ise genellikle "tedbir almak" olur. Önceden düşünmek, her detayı kontrol etmek ve olası riskleri hesaplamak, aslında zihnimizin kendisini güvende tutma çabasının bir dışavurumudur. Belirli bir noktaya kadar bu tutum son derece sağlıklıdır; hayatımızı planlamamıza yardım eder ve bizi daha hazırlıklı kılar. Ancak bu ihtiyaç fark edilmeden kaygının sessiz bir ortağına dönüşebilir. Zihin, her ihtimali önceden kontrol etmeye çalıştıkça aslında kendine şu tehlikeli mesajı öğretir: "Demek ki ortada gerçekten büyük bir tehdit var, yoksa bu kadar önlem almama gerek olmazdı."
Bu döngüye kapılan kişiler, bir süre sonra zihinlerinin hiç durmadığını fark ederler. Önemli bir konuşma öncesi defalarca prova yapmak, bir mesajı defalarca okuyup kelimeleri değiştirmek ya da hata yapmamak için her şeyi saplantılı bir şekilde kontrol etmek kısa vadede bir rahatlama sağlasa da, bu huzur ne yazık ki aldatıcıdır. Zihin bu stratejiyi işe yarar bir yöntem olarak kaydeder ve bir sonraki benzer durumda çıtayı daha da yükselterek daha fazla tedbir talep eder. Sonuçta kişi, her an bir şey olacakmış gibi sürekli tetikte hissettiği bir ruh haline bürünür. Fakat hayatın büyük bir kısmı zaten kontrolümüz dışındaki alanlardan oluşur ve zihnin bu kontrol çabası arttıkça, belirsizliğe olan tahammülümüz de bir o kadar azalır.
Buradaki asıl mesele tedbirleri tamamen terk etmek değil, hangi davranışın gerçek bir hazırlık, hangisinin ise sadece kaygıyı susturmaya çalışan beyhude bir çaba olduğunu ayırt edebilmektir. Zihnimiz bizi korumaya çalışırken bazen gereğinden fazla yüksek tonda alarm verebilir; o noktada her uyarıyı mutlak bir gerçekmiş gibi takip etmek zorunda olmadığımızı fark etmek, özgürleşmenin ilk adımıdır. İlginç olan şu ki, kaygı tedbirleri artırarak değil, belirsizliğe biraz alan bırakarak dizginlenir. Zihin her şeyi kontrol etmek zorunda olmadığını bizzat deneyimledikçe yavaş yavaş sakinleşmeye başlar. Çünkü gerçek güvenlik duygusu, her ihtimali ortadan kaldırmakla değil, belirsizliğin içinde de ayakta kalabilecek kadar dayanıklı olduğumuzu fark etmekle inşa edilir.