Tümgüçlülük Yanılsaması
İnsanın güçlü olmak istemesi başlı başına sorun değildir. Aksine, kendi yaşamı üzerinde etkisinin olduğunu hissedebilmek ruhsal açıdan oldukça değerlidir. Karar verebilmek, harekete geçebilmek, sınır koyabilmek ve gerektiğinde sorumluluk alabilmek sağlıklı bir özne olmanın önemli parçalarıdır. Fakat güç duygusu ile tümgüçlülük arasında önemli bir fark vardır. Güç, kişinin etkisinin farkında olmasıdır; tümgüçlülük ise etkisinin sınırlarını kaybetmesidir.
Tümgüçlülük kavramı psikanalitik düşüncede insanın erken dönem ruhsal gelişimiyle ilişkilendirilen önemli kavramlardan biridir. Çocuklukta dış dünyanın kendisinden bağımsız bir gerçeklik olduğunu kavramak zaman alan bir süreçtir. Bebek için ihtiyaç ile ihtiyaç karşılanması arasındaki sınır henüz yetişkinlikteki kadar belirgin değildir. Zaman içinde çocuk, kendi arzusu ile dış gerçeklik arasında bir fark olduğunu, başka insanların ayrı birer özne olduğunu ve dünyanın kendi isteğine göre şekillenmediğini öğrenir. Ruhsal gelişimin önemli kazanımlarından biri de tam olarak budur: “Ben istiyorum” ile “olması gerekiyor” arasındaki farkı taşıyabilmek. Yetişkinlikte tümgüçlülük yanılsaması ortaya çıktığında ise bu sınır yeniden bulanıklaşabilir. Kişi kendi düşüncesini gerçeğin kendisiyle, kendi arzusunu haklılıkla, kendi gücünü ise sınırsız etkiyle eşitlemeye başlayabilir. “Ben bunu istiyorum” zamanla “Bunun böyle olması gerekir”e; “Bunu yapabilirim” ise “Bunu istediğim şekilde gerçekleştirebilirim”e dönüşebilir. Bu durum her zaman açık bir kibir biçiminde ortaya çıkmayabilir. Bazen son derece başarılı, çalışkan ve sorumluluk sahibi görünen bir insanın içinde sessizce gelişebilir. Kişi gerçekten yeteneklidir ve gerçekten birçok şeyi değiştirebilmiştir. Sorun tam da burada başlar. Çünkü gerçek güç, paradoksal olarak kişiyi kendi sınırlarını görmeye daha fazla ihtiyaç duyar hale getirir. Güç arttıkça insanın her şeyi kontrol edemediğini kabul etmesi daha önemli hale gelir.
Güç sahibi olmak ile kontrol sahibi olmak aynı şey değildir. Bir insanın statüsü, bilgisi, parası, mesleki yetkinliği, sosyal çevresi veya başkaları üzerindeki etkisi arttıkça bazı sonuçları değiştirme kapasitesi gerçekten artabilir. Ancak bu, insanların kararlarını, olayların tüm değişkenlerini ya da hayatın belirsizliğini kontrol edebileceği anlamına gelmez. Nitekim güç deneyiminin, kişinin gerçekte etkileyemeyeceği sonuçlar üzerindeki kişisel kontrol algısını artırabildiğini gösteren deneysel çalışmalar bulunmaktadır. Dolayısıyla tümgüçlülük yanılsamasının temelinde yalnızca “kendini fazla önemsemek” yoktur. Daha derinde, gerçeklik üzerindeki etki kapasitesi ile gerçekliği belirleme kapasitesinin birbirine karıştırılması vardır. Kişi burada başkalarının da ayrı bir iradesi olduğunu unutmaya başlayabilir. Kendi bakış açısını tek geçerli bakış açısı olarak görür. Karşısındaki insanın itirazı, farklı düşüncesi veya sınırı artık yalnızca farklılık olarak değil, kendisine yöneltilmiş bir tehdit ya da haksızlık olarak algılanabilir. Çünkü tümgüçlülük yanılsamasında başka bir insanın “hayır” diyebilmesi bile kişinin ruhsal düzenini bozabilir. “Ben böyle istiyorsam neden böyle olmuyor?” sorusu zamanla “Ben haklıysam neden herkes bunu kabul etmiyor?” sorusuna dönüşür. Burada mesele yalnızca güç değildir; kişinin kendi iç dünyasında kurduğu nedensellik ilişkileridir. İnsan zihni olaylar arasında bağlantı kurmaya oldukça yatkındır. Bazen gerçekten bizim davranışlarımız bir sonucu doğurur, bazen ise yalnızca olaylar arasında bir eşzamanlılık vardır. Araştırmalar, insanların gerçekte kontrol etmedikleri sonuçlar üzerinde dahi kontrol sahibi olduklarına dair bir algı geliştirebildiklerini göstermektedir. Üstelik bu durum her zaman grandiyöz bir kişilik yapılanması anlamına gelmez; kontrol yanılsaması, insan zihninin eylemler ve sonuçlar arasındaki ilişkileri yorumlama biçiminden de doğabilir. Fakat kişi bu yanılsamayı sürekli olarak beslediğinde başka bir sorun ortaya çıkar: Sorumluluk ile kontrol birbirine karışır.
Tümgüçlülük yanılsamasının belki de en tehlikeli noktası adalet alanında ortaya çıkar. Çünkü kişi kendisini güçlü hissettikçe kendi değerlendirmesini nesnel bir ölçüt gibi görmeye başlayabilir. Kendi hakkını savunmakla herkesin hakkını belirleme yetkisine sahip olmak arasındaki sınır silinebilir. Kişi kendi öfkesini adalet, kendi arzusunu hak, kendi cezalandırma isteğini ise hak edilmiş bir sonuç olarak yorumlayabilir. Fakat adalet, kişinin kendi arzusunu gerçekleştirmesi değildir. Adil olmak bazen tam tersine, gücümüz yettiği halde istediğimizi yapmamaktır. Karşımızdaki kişinin hakkını, onun üzerinde daha fazla güce sahip olduğumuz için değil; onun da bizim kadar özne olduğunu kabul ettiğimiz için gözetmektir. Bu nedenle adalet yalnızca ahlaki bir mesele değildir; aynı zamanda ego kapasitesiyle de yakından ilişkilidir. Kişinin kendi duygusunu taşıyabilmesi, hayal kırıklığına dayanabilmesi, istediği sonucu elde edemediğinde dağılmaması ve karşısındaki insanın kendisinden farklı bir gerçekliği olabileceğini kabul edebilmesi gerekir. Olgunluk biraz da burada başlar. Çünkü olgun insan, güçlü olmasına rağmen her şeyi kontrol edemeyeceğini bilir. Bir ilişkide kendi payını görebilir ama ilişkinin tamamını yönetemeyeceğini kabul eder. Bir işin sonucunu etkileyebilir ama sonucu bütünüyle belirleyemeyeceğini bilir. Bir insanı ikna edebilir ama onun zihnini yönetemez. Haklı olduğuna inanabilir ama karşı tarafın da farklı bir deneyimi olabileceğini kabul eder. Daha da önemlisi, gücünü kullanabilmek ile gücünü sınırlayabilmek arasında bir seçim yapmak zorunda kaldığında, bazen geri çekilmeyi seçebilir. Çünkü gerçek güç, her şeyi yapabilmek değildir. Gerçek güç, yapabileceklerinin sınırını bilebilmektir. Bir insanın karakteri, yalnızca eline güç geçtiğinde ne yaptığıyla değil, gücünü kullanabileceği halde neyi yapmamayı seçtiğiyle de anlaşılır. Çünkü sınır, gücün karşıtı değildir. Sınır, gücün nereye kadar meşru olduğunu gösteren şeydir. Gelişmiş bir ego kapasitesinin en önemli göstergelerinden biri budur: İnsan, kendi gücünü inkar etmeden sınırlarını kabul edebilir. Kendisine verilmiş olan etkiyi kullanabilir ama onu mutlak bir yetkiye dönüştürmez. Haklı olduğuna inanabilir ama kendi haklılığını karşı tarafın hakkının üzerine koymaz. Öfkelenebilir ama öfkesini adaletin kendisi zannetmez. Bir şeyi çok isteyebilir ama isteğinin gerçekliğin üzerinde bir hüküm olmadığını bilir.
Görsel Kaynağı: DailyArt. (2019, 9 Şubat). Kral Midas – Andrea Vaccaro. DailyArt. https://www.getdailyart.com/tr/22866/andrea-vaccaro/kral-midas